Yeniden doğabilmek

Mehmet Akşit

Amcam anlatıyor biz dinliyoruz. “Düşman etrafımızı çevirmiş, tepelerin ve yolların ağzını tutmuş, üzerimize binlerce mermi yağdırıyor. Bölük komutanları olarak askerler bütün umudunu bana bağlamış. Bir çıkış yolu mutlaka olmalı. Allah’ım ana baba ocağını, yavuklusunu, beşikteki bebeğini bırakıp vatan imdadına koşan, daha hayatın baharında olan şu gençlere acı diyerek içimden dua ediyorum”.

Heyecanlı bir film seyreder gibi ağabeyimle ikimiz amcamın dizinin dibine çökmüşüz, sabırsızca soruyoruz: “Sonra ne oldu amca, ne oldu, anlat bize”.

“Sonra gözü en pek olan askerimi çağırdım. Osman, gel evladım”. “Emret kumandanım”. “Evladım al bu yazıyı, tabur komutanına götür. Götür ki bize çabuk yardım ulaştırsın”. “Baş üstüne kumandanım”. Osman yerinden hızla fırladı. Zikzak çizerek düşmanın arasından sıyrılmaya çalışıyordu. Hepimizin kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Birden bir tüfek sesi duyuldu. Osman sallanarak yere düştü. Rahat bir döşekte uyur gibi vatanın bağrına öylece uzanıp kaldı”.

Amcam anlatmaya devam ediyor:

“Bu sefer biraz çekinerek titrek bir sesle Mehmet’i çağırdım. Mehmet, gel evladım”. “Emret komutanım”. “Mehmet yerinde duramıyor, bir an önce kendisine verilen görevi yerine getirmek için sabırsızlanıyordu. Aman oğlum, dikkat et”. “Merak etmeyin komutanım”. “Mehmet siperden çıkar çıkmaz öyle bir patırtı koptu ki sormayın. Mehmet’in üzerine kurşun yağmur gibi yağıyordu. Tam kurtuldu kurtulacak derken Mehmet Allah diye haykırarak hepimizin çaresiz bakışları arasında sendeleyerek yere düştü”.

Amcamın suskunluğunu görünce biz ısrar ediyoruz: “Amca n’olur haydi, hikâyenin gerisini de anlat”.

“Artık ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir yağız delikanlıyı daha feda etmeğe gönlüm nasıl el verecekti. Benim çekindiğimi fark eden ve ufak tefek bir asker olan Ali karşıma geçip selam durdu”. “Ben bu işi yerine getiririm komutanım”. “Ama evladım”. “Ali kararlıydı. O çelimsiz vücuduna rağmen elimden pusulayı kaptığı gibi büyük bir hızla düşman siperleri arasına daldı ve gözden kayboldu”.

“Düşman çemberi daraltmaya başlamıştı. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Tam umutsuzluğa düşmüşken bir baktık Ali gülümseyerek, sanki hiç bir şey olmamış gibi siperlerimize doğru sürünerek yaklaşıyordu. Ali yanıma gelince hemen selam durdu. Vay Ali. Sen misin? Hayırlı haberlerle geldin İnşallah”. Ali utangaç bir şekilde önüne bakarak, “Valla kumandanım, şey, yani ben, yani tabur komutanı, maalesef elimde size yardım edecek imkânım yok dedi. Teğmen Abdullah başının çaresine baksın dedi”.

Amcan gözleri yaşlı bir şekilde sanki o günlerin heyecanını yeniden yaşayarak sözlerine devam ediyor: “Bir çözüm bulmalıydım. Bir plan hazırlayarak hızla uygulamaya koydum. Önce her askere bir numara verdim. Herkesin kaçış yönünü ayrı ayrı tayin ettim. Sonra elime bir kağıt kalem alarak askerlere verdiğim numaraları yazdım. Gelişi güzel bir şekilde numaraları yüksek sesle okumaya başladım. On beş, doksan dokuz, elli, seksen gibi. Her okuduğum numaranın üstüne bir çizgi atıyordum. Numarası okunan asker ona tembih ettiğim kaçış yönünde yerinden fırlayarak koşmaya başlıyordu. Askerlerin kaçış yönleri çok değişik olduğu için düşman hangi askere ateş edeceğini şaşırmıştı. Böylece çemberden çok az zarar vererek kurtulmayı başardık.

Birinci dünya savaşında, egemenliklerini genişletmek isteyen sözde uygar ülkeler, dünyanın dört bir yanındaki birçok fakir ülkeyi içten yıkmaya çalıştılar. Yıllarca barış içinde yaşamış insanları, dinsel ve etnik farklılıkları vurgulayarak çeşitli vaatlerle, para ve hatta silah vererek birbirlerine karşı kışkırttılar. Menfaat düşkünü insanların zaaflarından yararlanarak onlara para ve mevki vaat ettiler. Bu yöntemlerden istediklerini elde edemezlerse, direnen insanların üstüne top ve tüfek ile saldırarak onları ya katlettiler ya da esir aldılar. Ve yapılan her vahşete uygarlık adına bir kulp takmakta çok başarılı oldular.

İnsanlığın zaafa uğradığı, sanki binlerce yıldır inşa ede geldiğimiz uygarlığın unutulduğu bu anlarda, insanlığın onurunu Osman, Mehmet ve Ali gibi erdemli insanlar gerektiğinde canlarını vererek kurtardılar. İşte böyle özverili kişiler, dünyanın çeşitli coğrafyalarında ve zamanlarda, değişik isimlere ve kıyafetlere bürünerek karşımıza çıktılar. Varşova’nın gettosunda Solomon, Hollanda’da direnişçi Jan, Hindistan’da Gandi oldular. Onların sayesinde insanlık, ne için yaratıldığını tekrar tekrar hatırladı ve yere düşmüş insanlık bayrağını her seferinde tekrar göndere çekti.

Masum insanlara uygarlık adına yapılan saldırılar sadece savaş anında yapılmıyor elbet. Ancak yöntem her zaman aynı yöntem; Dinsel ve etnik farklılıkları olumsuz bir özellik olarak yorumlayarak insanları birbirine karşı kışkırtmak, insanların zaafını kötüye kullanmak ve topluma korku saçarak kendine menfaat sağlamak. Özellikle son zamanlarda Hollanda’da göçmenlere karşı yapılan saldırıları bu çerçevede yorumlayabiliriz. Bütün başarısızlıkları toplumun çeşitlilik gösteren dinsel ve etnik yapısına bağlamak olağan oldu. Sübvansiyon ve mevki vererek göçmenlerin içinden titizlikle seçtikleri bazı insanları göçmenleri aşağılamak ve ezmek için kullandılar. Kraldan daha çok kralcı olan bu zavallılar, kendi çıkarları doğrultusunda ve efendilerinin direktifinde bol bol göçmenlik edebiyatı yaparak ceplerini doldurdular. Onları en çok korkutan şey göçmenlerin toplumda yerlerini düzelterek fiyakalarını ellerinden almasıydı. İşte son zamanlardaki telaşları da buradan geliyor. Hollanda’da büyüyen, çok iyi yetişmiş ve kimliği ile barışık pırlanta gibi gençlerimiz karşısında dilleri tutulmuş, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Onları modası geçmiş tanımlarla suçlamaktan öteye ellerinden bir şey gelmiyor. İşte bu bilinçli gençlerimiz kendilerini feda eden ataları gibi kaderlerini ellerine almışlar, onur mücadelesi veriyorlar. Çünkü biliyorlar ki Osmanlar, Mehmetler ve Aliler canını boşuna vermedi. Çünkü biliyorlar ki onlar bu yeni coğrafyada yeniden doğdular.

Bana çocuklarımızın geleceği bu ülkede ne olacak diye sorarsanız, inanın artık korkmuyorum. Çünkü insanlığı sonsuza kadar yaşatan ölebilmek değil yeniden doğabilmektir.

Aralık 2006

© 2006-2007 Mehmet Akşit. Ancak ticari olmamak ve kaynak göstermek koşulu ile kullanılabilir.

Bu yazının pdf formatı için burayı seçiniz.

Mehmet Akşit'in ana sayfası