Yazıların üstüne

Damla gazetesinin Mart 2005 sayısında yayınlanmış olan söyleşiyi aşağıda bulabilirsiniz:

Damla: Yazı yazmaya nasıl başladınız?

Akşit: Lise sıralarından 2002 yılına kadar, yani aşağı yukarı 30 yılı aşkın bir süre, herhangi bir Türkçe yazı yazdığımı pek hatırlamıyorum. Damla gazetesi yayına geçeceği zaman, benden makale yazmam rica edilmişti. Böylece Türkçe yazı yazmak için bir bahane oluşmuştu. Zaten Hollanda’da giderek artan olumsuzluklardan dolayı bende bir şeyler yazmak arzusu vardı.

Damla: Yazılarınızda belli bir yöntem kullanıyor musunuz?

Akşit: Aslında ilk yazımdan (“Başarılı olmanın sırrı nedir?”) itibaren okuyucuyu sürüklemek için yaşadığım deneyimleri güncel olaylara göre yorumluyorum. Aynı zamanda yazılarım gerçek olaylara dayandığı için belki daha bir inandırıcı ve yol gösterici oluyor. İkinci ilkem, mümkün olduğu kadar yazılarımda şahıs adı kullanmıyorum. Beğenmediğim davranışları, o davranışlarda bulunan şahısların adını anarak değil fikirlerini ele alarak yeriyorum. Örneğin, “Hollandalılar için göçmenlerin entegrasyonunu ne kadar engellediklerini ölçme sınavı” adlı yazımda Hollandalı bir politikacıyı adını anmadan yermiştim. Üçüncü ilkem, yazılarımla okuyucuya pozitif bir enerji vermeği amaçlıyorum. Her yazımda okuyucuyu olumlu bir şekilde yönlendirecek bir takım öneriler bulmak mümkün.

Damla: Yazınızda anlattığınız her olayı gerçekten yaşadınız mı?

Akşit: Hayal eseri olan yazılarım da var, örneğin “Başbakanla öğle yemeği”, “2026 yılında Amsterdam” ve “Parlamenterlere öğütler”. Zaten bu yazıları okuduğunuz zaman hayal eseri olduğu belli oluyor. Aslında "Parlamenterlere öğütler" tam hayal eseri sayılmaz. Yaklaşık 1,5 yıl kadar önce, PVDA partisinin davetlisi olarak Hollanda parlamentosunu gezmiştim. Bize yol gösteren bir parlamenter ile 2 saate yakın beraberliğim olmuştu. Bu arada ben kendisine birçok soru yöneltmiştim. Aldığım yanıtlardan esinlenerek “Parlamenterlere öğütler” adlı yazımı daha çok ilgi çeker düşüncesiyle farelerin başından geçen bir öykü olarak yazmıştım. Aynı zamanda bu benim için yeni karakterler yaratma çalışmasıydı. Belki bu karakterleri ilerideki yazılarımda tekrar canlandırabilirim.

Damla: Hafızanız kuvvetli olmalı. Çok önceleri yaşadığınız olayları bile hatırlıyorsunuz.

Akşit: Aslında tereddüt ettiğim bazı küçük detaylar var. Örneğin, “Türkçe için el ele” yazımda Türkçeyi unutmuş gençle New York Minneapolis arasında yolculuk ederken buluştuğumdan emin değilim. Belki de Minneapolis San Francisco uçağında karşılaştık. 1988 yılında karşılaştığımızdan eminim. Çünkü o yıl benim San Diego da düzenlenen bir konferansta sunumum olacaktı ve karşılaştığım genç San Diego kentini Meksika’ya yakınlığından ötürü çok sevdiğini söylemişti. “Doğru olmak” yazımda amcamın anlattıklarını işlemiştim. Yaşım çok küçük olduğu için amcamın sözlerini hayal meyal hatırlıyorum. Ancak küçükken ağabeyimle bu konuyu tekrar tekrar konuştuğumuzdan dolayı unutmadığımı zannediyorum. Yazılarımda, bazen detayları anlatmıyorum. Örneğin “Akılsızları akılla akıllandırmak aklı” adlı yazımda anlattığım, şişe ile yaralayan serseriyle PSV futbol takımının şampiyon kutlamalarında nasıl karşılaştığımı yazmak gereğini duymamıştım.

Damla: Yazılarınızı genellikle yolculuk esnasında yazıyorsunuz.

Akşit: Aslında kafamda birçok yazı taslak halinde duruyor. Yeterli birikimim olunca ve zaman bulabilirsem kaleme sarılıyorum. Bu genellikle yolculuk esnasında oluyor. Yazı yazarken kendimi yazının havasına sokmaya çalışıyorum. Bunun için genellikle uygun bir müzik seçiyorum. Örneğin, “Akılsızları akılla akıllandırmak aklı” adlı yazımda Eindhoven’da ki bir pub’dan çıktıktan sonra bir adamın kızın birini rahatsız ettiğini anlatmıştım. Bu olay 1974 yılında geçmişti. Ben bu yazıyı yazarken hep 1974 yılının pop müziğini dinlemiştim. Ayrıca İnternetten Stratumseind’ın o tarihteki halini gösteren fotoğrafları arayarak kendimi geçmişe doğru yönlendirmiştim. Bazen, “Kelebeğin kanadı” ve "Hollanda tiyatrosu" adlı yazılarımda olduğu gibi konu ile ilgili film seyrettiğim de oluyor. Bu duygusallığı bilimsel makalelerde kullandığımız yöntemlerle de birleştirerek yazımı hazırlıyorum.

Damla: Kullandığınız kelimeleri nasıl seçiyorsunuz?

Akşit: Mümkün olduğu kadar Türkçeye özel ve Türkçenin zenginliğini taşıyan ifade tarzlarını kullanmaya çalışıyorum. Kendimi, anlatmak istediğim anıma yönlendirdikten sonra istediğim kelimeler genellikle kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bazen de kullandığım cümleleri duygularıma uyarlıyorum. Örneğin “Çirkin, fakir ve en zengin” adlı yazımda magazin basından bahsederken şöyle bir ifade kullanmıştım: “Bir insan çoook zengin olursa, evler mevler, yatlar matlar, kızlar, mızlar arasında hayatını, tıkır tıkır, o biçim yaşar gider”. Bazen, “Hollandacayı değil Jip ve Janneke dilini öğrenin” ve “Parlamenterlere öğütler” gibi yazılarımda olduğu gibi tekerlemelerle duygularımı anlatmaya çalışıyorum. Kullandığım her kelimeyi genellikle titizlikle seçiyorum. Örneğin, “Parlamenterlere öğütler” adlı yazımda kullandığım, Hendrik, Johan, Isabella, Floris ve Catherina adlarını seçmek için uzun bir süre kafa yormuştum. Bu adları Hollanda kraliyet ailesinden seçersem yanlış anlaşılma olabilirdi. Aynı zamanda Avrupalı bir kral ailesini çağrıştırmalıydım.

Damla: Okuyucularınızla ilişkileriniz nasıl?

Akşit: Yazılarımda genellikle anılarımı anlattığım için kendi özel hayatımın perdesini kısmen de olsa aralamış oluyorum. Yazılarımı duygulanarak yazdığım için okuyucularım beni duygusal yönümle tanımış oluyorlar. Ancak ben genellikle okuyucularımı tanımıyorum. Gittiğim düğünlerde, bakkalda, kasapta hiç tanımadığım okuyucularımın beni benle tartışması değişik bir duygu. Okuyucularımdan aldığım güç yazmayı benim için büyük bir zevke dönüştürüyor. Sağ olsunlar.

Damla: En çok hangi yazınızı beğeniyorsunuz?

Akşit: Her biri duygu dolu olduğu için her yazımın gönlümde ayrı bir yeri var. Ancak, tahmin ediyorum, “Türkçe için el ele” en etkili yazım oldu. Türkçe sevdasıyla yanıp tutuşan binlerce sessiz yüreği harekete geçirdi.

Damla: Teşekkür ederiz.

Akşit: Yazı yazmama aracı olduğu için ben de Damla gazetesine teşekkür ederim.